30 Nisan 2012 Pazartesi

İSTANBUL'DA BİR SAHİL KÖYÜ: KARABURUN


Pazar günü İstanbul’un gizli cenneti olarak tanımlanan Karaburun’a gittik ve hayal kırıklığına uğradık. Güzel bir doğası olan Karaburun ne yazık ki kötü yapılaşmaya kurban gidiyor.


Karaburun’a gidiş yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Biz Altınşehir üzerinden Arnavutköy'e gittik oradan Tayakadın'ı geçip Karaburun'a indik. Yol bazen gidiş gelişli ve oldukça virajlı bazen de otobana dönüşüyor.


Arnavutköye’den sonra iki tarafı ağaçlıklı bir yoldan devam ediliyor.

Yolda Karaburun’a yaklaşırken ağaçların arasından birden karşımıza çıkan rüzgar tribünleri bizi şaşırttı. Bu manzara film ya da diziler için mekan arayışı içinde olanlara önerilir.


Karaburun köyü, İstanbul’un kuzeyindeki Arnavutköy ilçesine bağlı. Başta Trabzonlular olmak üzere nüfusunda Karadenizlilerin ağırlığı var.


Karaburun, uçsuz bucaksız plajı ile bambaşka bir Karadeniz coğrafyası sergiliyor.

Deniz bildiğimiz Karadeniz; hırçın, tuzsuz ve dalgalı.


Hava poyrazın etkisiyle güneşe rağmen serin.

Kumsal iri taneli kumlarla kaplı, denizin hırçınlığını azaltmak için yapılan dalgakıranlar sahil şeridine dizilmiş.

Karpuz kabuğu denize düşmeden denize girilmez derler yalanmış. Bu havada çoğunluğu gençler olmak üzere kendini denizin serin sularına bırakanları gördük. Hiç cazip gözükmüyor!

Yeniköy’e doğru giden yolda yürüyüş yaptık. Dümdüz yol boyunca bir tarafımızda deniz ve kumsal diğer tarafımızda betonlaşmış yerleşim ve yukarısında yeşili bir doğa.


Bu yol üzerinde en iyi yapılacak şey bisiklete binmek olur. Sanırım bu yolda rahatlıkla kilometrelerce bisikletle gidilir. Buranın en büyük eksikliği bisiklet yolu olmaması, oysa o kadar ideal bir konuma sahip ki.

Karaburun fenerine gidiyoruz. Asıl Karaburun köyü de zaten burada. Bir burunda kurulu olan köy asıl şimdi bir Karadeniz köyüne benziyor; yamaçtaki evler, yokuşlar, uçurumlar…



Deniz fenerine doğru çıkarken sağ tarafımızdaki manzarayı görünce durduk. Postanenin önünde kuş bakışı bu manzarayı seyredeceğimiz bir yer vardı.


Oturup, ufuk çizgisine baktık, denizin üzerinde bir gemi bile yoktu. Buradan bakınca kumsalın uzunluğu iyice anlaşılıyor. 


Ardından fenere gittik, ancak fenere giriş yasak.


Biz gittiğimizde Fenerin çevresindeki mahallede köy halkı kayıklarını boyayıp tamir ediyordu. Kayıkları buradan denize indirmek zor olmalı.


Fenerin bir tarafı Yeniköy’e doğru kumsala bakarken diğer tarafında yamaçlar denizle buluşuyor. Bu tarafta denize ulaşım zor, yürümek gerek.


Gökyüzünde yamaç paraşütü yapanlar var. Kuş gibi süzülüyorlar.


Karaburun’da yamaç paraşütünün yanın da uçurtma da uçurabilirsiniz. Rüzgarı bol Karaburu’nun.

Limandaki Hanımeli restoran da karnımızı doyurmak istiyoruz ancak yer yok mutlaka rezervasyon gerekiyor. Biz de Dostlar restoranına gidiyoruz.


Levrek ve salata yiyoruz. Deniz levreği lezzetliydi. Salatayı iyi yaptığım için bana salata beğendirmek zor. Çay içmek istiyoruz ancak bu küçücük isteğimiz pek makul karşılanmıyor. Bu kadar insana çay yetişmiyormuşJ

Yemek yemek için fazla alternatif yok. Ancak odun ateşini kullanan bir fırın buluyoruz. Ekmekleri lezzetli, fırın Karaburun’a girip yokuştan inmeden önce sağda bulunuyor.

Dönüş yolunda Terkos Gölü’nün kenarında manda yoğurdu satan bir kulübeden toprak çanak içinde yoğurt aldık.

 Bu bölgede piknik alanları da bulunuyor.


Bir daha Karaburun’a gidersek deniz mevsimini tercih etmeye karar verip dönüşe geçtik.

 


 

2 yorum:

  1. Emeğiniz için öncelikle teşekkür ederim. Yaptığınız çalışma gerçekten çok güzel ama bir konuda eleştiri yapmak istiyorum. Yazınızda dilbilgisi açısından ciddi anlam bozuklukları ve bağlantı kayıpları var. Makale ve kişisel günce okumayı çok seven birisi olarak, ciddi derecede gözüme battı. Lütfen kusuruma bakmayın, inanın kötü niyetle yazmak istemedim. Sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil
  2. Kara burun hakkında gozlemleriniz çok iyi Karaburun hakkında bilgi sahibi olduk teşekkürler. SUYUN HİKAYESİ.

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...